Gülseren Başocak

Tarih: 16.01.2026 18:37

Kadın ve Çocukların Sessizliğine Karşı Farkındalıklar, Sorumluluklar

Facebook Twitter Linked-in

Çocuk istismarıyla mücadele, yalnızca adli mercilerin ya da birkaç gönüllünün omzuna bırakılamaz. Bu, devletin, sivil toplumun, eğitimcilerin, sağlık çalışanlarının ve her bir bireyin ortak sorumluluğudur.

 

Sahada çalışan ekiplerimizin aktardığı bir vaka, meselenin ne kadar erken fark 

edilebileceğini ama ne kadar geç müdahale edildiğini gösteriyor:

Sekiz yaşındaki bir çocuk, okulda sürekli karın ağrısı şikâyetiyle revirden çıkmıyordu. Doktorlar fiziksel bir neden bulamadı. Öğretmeni “ilgi çekmeye çalışıyor” diye düşündü. Oysa gerçek aylar sonra ortaya çıktı: Çocuk, ev içi istismarı beden diliyle anlatmaya çalışıyordu. Dinlenmedi.

 

Bir başka örnekte ise komşuluk ilişkilerinin nasıl yanlış bir suskunluğa dönüştüğünü görüyoruz:
“Bağırışlar duyuyorduk ama aile içidir dedik.”
Bu cümle, istismarın en güçlü koruyucusunun çoğu zaman toplumsal kayıtsızlık olduğunu gösteriyor.

 

Oysa bilimsel veriler açık:
Çocuklar istismarı doğrudan anlatmaktan çok, davranış değişiklikleriyle ifade eder.
Ani içe kapanma, alt ıslatma, saldırganlık, akademik düşüş, uyku bozuklukları ve sebepsiz korkular; bir çocuğun yardım çağrısı olabilir. Bu işaretler “geçici” ya da “şımarıklık” olarak geçiştirildiğinde, çocuk yalnızca istismara değil, yalnızlığa da mahkûm edilir.

 

Vizyon Hukukçular Derneği olarak biz, bu nedenle yalnızca hukuki süreçleri takip etmiyoruz. Aynı zamanda öğretmenlere, velilere ve saha çalışanlarına yönelik farkındalık çalışmaları yürütüyoruz. Çünkü biliyoruz ki; erken fark edilen her vaka, önlenmiş bir travmadır.

 

Bir eğitim seminerimizde bir baba şu soruyu sormuştu:
“Yanlış şüphelenirsem ya bir aileyi incitirsem?”
Bu soru masum görünebilir, ama cevabı nettir:
Bir çocuğun güvenliği, bir yetişkinin konforundan daha değerlidir.

İstismarla mücadelede en büyük engellerden biri de “bizim ailemizden olmaz” düşüncesidir. Oysa istismar, tanımadığı bir yabancıdan çok daha sık, çocuğun güvendiği çevrelerde gerçekleşir. Bu gerçeği kabul etmeden korunma mümkün değildir.

 

Her eğitimde şunu vurguluyoruz:
Kadınlar ve çocuklar için güvenli bir toplum, ancak bilgiyle güçlenmiş bireyler sayesinde mümkündür.
Bu seminerler yalnızca bilgi aktarmak için değil; vicdanı harekete geçirmek, sorumluluk bilincini güçlendirmek ve “görmezden gelme” kültürünü sona erdirmek için yapılmaktadır.

 

Bu yüzden buradan bir kez daha çağrı yapıyorum:
Şüphe duyduğunuzda susmayın.
Sormaktan, danışmaktan, bildirimde bulunmaktan korkmayın.
Çünkü yanlış bir ihbar telafi edilebilir; ama geç kalınmış bir yardım, çoğu zaman telafi edilemez.

Bu köşede yazdıklarımız bir çağrıdır.
Vizyon Hukukçular Derneği olarak yürüttüğümüz çalışmaların odağında, kadın ve çocuklara yönelik cinsel istismarla mücadele ve farkındalık yer almaktadır. Düzenlediğimiz seminerler ve eğitimler, yalnızca bilgi aktarmayı değil; suskunluğu sorgulamayı, sorumluluk almayı ve erken müdahaleyi öğretmeyi amaçlamaktadır.

Çünkü istismar, çoğu zaman bağırarak değil; sessizce yaşanır.
Ve o sessizliği bozmanın en etkili yolu, bilgiyle güçlenmiş bir toplumdur.

Bugün attığımız her bilinçli adım, yarının daha güçlü çocuklarını inşa eder.
Ve unutulmamalıdır ki; bir çocuğu korumak, yalnızca onun hayatını değil, toplumun vicdanını da kurtarır.

 

Bu mücadelede sessiz kalmak tarafsızlık değildir.
Sessizlik, çoğu zaman failin lehinedir.

 

Biz, çocukların yanında durmayı seçiyoruz.
Çünkü biliyoruz:
Bir çocuk konuştuğunda dinleyen bir toplum varsa, umut vardır.

 

 “Bir çocuk susarsa, toplum kaybeder.”

 

Gülseren BAŞOCAK


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —